Çarşamba, Şubat 03, 2010

Kaleminden Öpüyorum Fatih Şamlıoğlu

Sürekli aynı şeyleri yazmaktan bıktık, malum gazete takımı içten içe yıkmaya çalışsın, yazarları Galatasaray'ı onların hayal bile edemediği futbolcularını kötülemeye çalışsın, Ben burada yazıyorum bu oyunları ama gören kaç kişi merak ediyorum! Bir gün herkes duyacak diyorum bitiriyorum..

Takıma yıldız diye kazandırdıkları oyuncuların Avrupa'da isim yapamamış topçuların, boş kaleye gol atamayan gol krallarının ve bunların takımdan ayrıldıktan sonra yaptığı açıklamaların hepsini bilmeden daha doğrusu bakıp görmeden, Dünya'nın sayılı liglerinden getirdiğimiz futbolcularla; sürekli sataşan, elle, kolla oda olmadı sözleriyle ortamı geren futbolcuları karşılaştıran takımın yazarlarına bir cevap gelmiş okudum bugün. Başlık: Renk Körlüğü Yazar: Fatih Şamlıoğlu Elinize Sağlık..!
Kıskanın!

Şayet o gün Jo ya da Dos Santos Galatasaray'a geldiyse o spor sayfası için günün en önemli haberidir. O haberin üstüne, Fenerbahçe bir transfer yaptıysa odur sayfanın üzerine çıkacak olan... Ya da Galatasaray Basketbol Takımı'nın cezası indirildiği zaman haberi "Rezalet" diye veremezsiniz. Siz haberi verirsiniz, kararı değerlendirmesi tüketiciye düşer... Üretenin, hassas konularda tüketici olmaya hakkı yoktur. 'Bu kadar basit aslında, bu işin bilen herkesin bildiği.


Sayfa bireyselleştiği anda tehlike de başlıyor demektir. İşte bu bireyselleşme, Haldun Üstünel ile Hakan Bilal Kutlualp'i birbirine kırdırmaya, karşılaştırmaya kadar götürür insanı. Kendini unutturur insana; Keita, Jo, Dos Santos, Kewell ve Elano'yu sorgulattırır, Ortega'yı Anelka'yı anlattırır insana... Dos Santos ve Jo'nun opsiyonu sorgulattırır; Vederson, Cristian'ın kim olduğunu unutturur. Lucas Neill'in İngiltere'nin sıradan kulüplerinde forma giydiğini söylettirir insana, Bilica'nın Sivasspor'dan geldiğini unutturur.

Renklerin sorgusuz bireyselleşmesi "Galatasaray çok para harcadı" dedirtir insana, Güiza'yı saklatır akılda. "Arada sırada oynayan Kewell" dedirtir insana, adını yazamadığımız Maldonado'nun ne zaman alındığı şaşırtır. 'Gülen resmin aksine ağlatır', acınası bir çıkmaza sürükler insanı...

Bu bireyselleşmenin yanı sıra Fenerbahçe'nin adı bahis skandalına karıştığı zaman "Reklamın iyisini kötüsü olmaz" mantığı ile hareket eden ve "Ne güzel işte Fenerbahçe'nin adı duyuldu" diyen 'holiganlar' Galatasaray'ın Ada'dan arka arkaya üç transfer yaptığı zamanki yarattığı havayı görmezden gelmek için, opsiyon delisi olurlar.

Galatasaray'ı anlatmak ya da takdir etmek zorunda değildir farklı renkler... Saygı ve anlayışla karşılanabilecek bir durum olmasının yanı sıra karşıt görüşlü biri olarak ben ilk önce kendi kulübümde yaşananları merak ederim. Önce 'sorulamayan' soruları kendi camiam için sorarım. Kazım'ı sorarım, Önder'in kadro dışı bırakılıp affedilmesini araştırır, neden transfer yapılamadığını sorgularım. 'Marka' diye transfer edilen -ki markadır- Roberto Carlos'un takımdan ayrıldıktan sonra yaptığı açıklamaları düşünür, "acaba neden" sorusunu sorarım kendime... Semih ile kulüp arasında yaşananları irdelerim; tarafların birbirlerine olan yaklaşımlarını sorgularım...

Önce kendimden başlarım sorgulamaya, eleştirmeye ya da sorulmayanları sormaya, yazılmayanları yazmaya... Aklımdakilerin cevaplarını bulurum, ondan sonra farklı bir arayışa girer, Galatasaray'ın transfer politikasını eleştirir ve 'sorulamayanları' sorarım. Ama en son...
Taraf olmaya varım, farklı renkleri alkışlamaya, takdir etmeye, Alex'i ilah ilan etmeye ve Beşiktaş'ın siyah-beyaz taraftarını görünce duygulanmaya... Ama holigan değilim, en önemlisi düşüncelerim kör değil ve bir avuç sığ beyin tarafından da alkışlanma gereksinimim yok!

1 yorum:

  1. sitenizi çok beğendim.bende bir galatasaraylı olarak başarılı yazılarının devamını dilerim..

    YanıtlaSil